29 Temmuz 2014 Salı

Kürt Kadınlar ve Evlilik

İç Anadolu’da yaşayan Kürt kadınlar söz konusu olduğunda kadınların aşağılanmasının “özgüllüğü” farklı boyutlar alabilmektedir. Karacadağ köyü örneğinde olduğu gibi aşiret ideolojisinin aşiretler olmadan dahi devam ettiği bir toplumda “klasik ataerki”nin daha derin ve boyutlu olarak hissedilmesi kaçınılmazdır. Dahası klasik ataerkil sistem evlilik yoluyla hem devam ettirilmekte hem de yeniden üretilmektedir.

15 Şubat 2013 Cuma 12:38
Kürt Kadınlar ve Evlilik
 

GELİNİN ETEĞİNDEKİ TAŞLAR: Kürt Kadınlar ve Evlilik 3

Öğr. Gör. Sermin Çakmak2.2.4 Düğün- kına süreçleri

Karacadağ köyünde kimi zaman farklılaşmakla birlikte 1990’lı yıllara kadar düğün süreci genelde Perşembe öğleden sonra öğle namazından çıkan erkeklerin erkek evine gelip dua okuması ve çatıya bayrak dikilmesiyle başlar. Bunu takip eden 3 gün ve gece boyunca erkek evinde bütün köye yemek veriliyor ve eğlence burada sürüyor. Kız evine ikinci gün 2–3 saatliğine gidilip tatlı yeniyor ve kimi zaman davul zurna götürülüp burada eğlenceye devam ediliyor. Kız evinde kına gecesi de dahil herhangi bir eğlence yapılmıyor, kınayı da gündüz kız evine giden erkek tarafı gece kızın annesinin veya arkadaşlarının yakması için bırakıyor. Kız evinde herhangi bir eğlence olmadığı gibi başta gelin olmak üzere kız tarafının birinci dereceden yakın kadın akrabalarının düğüne yani erkek evine gitmesi çok hoş karşılanmıyor. Konuştuğumuz kadınlardan kendi düğününü gören yok, hatta ikinci gün erkek tarafı geldiğinde arka odaya saklandıklarını ve evlerinin önündeki eğlenceye dahi bakmadıklarını anlattılar. Yani kız evi bu düğün sürecine hemen hemen hiç katılmıyor ve gelin olacak kız bu süre içinde ne düğüne dair herhangi bir şey görebiliyor ne de erkek tarafından kimse gelini görebiliyor. Düğünün son günü sabah erkek tarafı gelini almaya gidiyor ve anlatılanlara göre kız evi ağıtlar yakıp ağlayarak kızlarını gelin ediyorlar. Gelin olacak kız evinden çıkarken mutlaka yüzü kapalı oluyor. 1975 ve sonrasında gelinlik giyen gelinler yüzlerini duvakla kapatırken daha öncesinde ise anlatılanlara göre gelinin başına dizlerinden sırtına kadar uzun bir örtü örtülüyor ve omuz hizasından tutturuluyor. Konuştuğumuz kadınlardan pişt denilen bu örtüyü takanlar hiçbir şey görmediklerini kollarından birilerinin tutup onu götürdüğünü söylediler. Gelini evden damadın erkek kardeşi veya kadın akrabaları çıkarıyor çoğu zaman damat gelini almaya gitmiyor, gitse bile gelinle asla yan yana gelmiyor. Sonrasında ise erkek evine gelen gelin bir odada akşama kadar gelinlikle veya düğün kıyafetiyle oturuyor ve köy halkı geline bakmaya geliyor. Damadın bu süre boyunca evin çevresinde bulunması çok ayıp karşılanıyor, akşama kadar başka bir evde oturuyor.

 

Günümüzde ise köyde yapılan düğünler yine erkek evinde olmakta hatta kına da erkek evinde yakılmakta ama gelin düğününe gelebilmekte. Yine de gelinin bütün düğün sürecinin tamamını gördüğünü söyleyemeyiz, erkek tarafının akşam gelip gelini ve kız tarafını düğüne getirmesiyle gelin kendi düğününe her gün birkaç saat katılabiliyor ve kız tarafında eskiden de olduğu gibi herhangi bir eğlence yapılmıyor.

   2.2.5 Nikah

Türk Medeni Kanununun 143 üncü maddesine göre; “Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir. Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz. Evlenmenin geçerli olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir.” Görüşlerini aldığımız Karacadağ köyünde 8 yıldır imam olarak görev yapan Resul Aktaş, resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasının yasak olduğunu ve kendisinin bu şarta mutlaka uyduğunu ama yine de sadece dini nikah kıydırmak isteyen çiftlerin olduğunu ve başka bir imam bulduklarını belirtti. Yaptığımız görüşmelerden, daha önce köyün imamlık görevini yerine getirenlerin resmi nikah olmadan dini nikah kıydığı sonucu çıkartabiliriz. Konuştuğumuz kadınlardan evlilikle beraber resmi nikahını hemen yaptıran yok. Evliliğin geçerli sayılabilmesi için dini nikah şartken resmi nikah daha çok devletle herhangi bir ilişki kurulması gerektiğinde yapılıyor. Görüşlerini aldığımız kadınlar genelde ilk çocukları doğduğunda veya çocuklarını okula yazdırmak için yaptırmışlar resmi nikahlarını. Diğer bir etken ise daha önce bahsettiğimiz üzere yoğun bir şekilde Almanya’ya yönelen göçle bağlantılı. Göç konusunda iki farklı durum ortaya çıkıyor; resmi nikahı olmadan Almanya’ya giden erkekler daha sonrasında Almanya tarafından verilen çocuk yardımından yararlanabilmek için resmi nikah kıydırıp çocuklarını nüfusuna geçirebiliyor, diğer durumda ise Almanya’ya gitmek için paralı evlilik yapmak isteyen erkekler bu ihtimal dahilinde resmi nikah istemiyor veya resmi nikahlı karısından “kağıt üzerinde” boşanabiliyor.  Günümüzde ve yakın geçmişte şehirde yaşayan çiftler, dışardan yapılan ve bağlantılı göçün söz konusu olduğu evliliklerde resmi nikah düğün sırasında yapılırken, hatta kimi zaman düğünden çok önce yapılırken sadece imam nikahıyla evli olan çiftlerin sayısı da azımsanmayacak boyutta. (Evlenecek çiftlerden birinin yurtdışında yaşaması durumunda resmi işlemlerin yapılabilmesi ve düğün sonrasında çiftin beraber gidebilmesi için resmi nikah düğünden 1 sene önce yapılabiliyor, ama bu durumda çift köy tarafından evli kabul edilmiyor.) 26 yaşındaki genç bir görüşmeci 5 yıldır evli olmasına rağmen eşinin yurtdışına gitme ihtimali dolayısıyla resmi nikah kıydırmadıklarını, bunun kendisi için çok da önemli olmadığını belirtti. Sonuç olarak Karacadağ köyünde özellikle köy içi evliliklerde çiftin evli sayılabilmesi için asıl geçerli olanın resmi değil dini nikah olduğunu söyleyebiliriz.

2.2.6 Evlilik sonrası yaşam

John G. Peristiany, Akdeniz kültürüne ilişkin araştırmasında burada süregelen cinsiyet rejiminin ana ilkelerinin “namus” ve “utanç” olarak belirlendiğini, bu ilkelerin cemaat içindeki kadınların davranışlarını düzenlemekte kullanıldığını belirtir (Peristiany, 1966) Karacadağ köyünde yaşayan kadınların yakın zamana kadar evlilik sonrası yaşamlarının tamamen “utanç”la şekillendiğini söylemek mümkün. Diğer taraftan bu utanma halinin kadınlar tarafından içselleştirilip sonraki nesillere aktarıldığını, günlük hayatlarını şekillendirdiğini ve tam olarak bir gizlenme haline dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Görüşme yaptığımız kadınların hepsi süresi değişmekle birlikte eşinin ailesiyle yaşamış ve gelin olarak geldikleri günden itibaren gizlenmeye başlamışlar. (Eşi yurt dışında olanlar ve şehre taşınanlar 2–3 yıl sonrasında evlerini ayırabilirken, köyde yaşayanlar genelde eşinin anne babası ölene kadar onlarla yaşamak durumunda kalıyor. Ayrıca başka bir şehre ve ülkeye gitse dahi kadınların tatillerde köye geldiklerinde eşinin ailesinde kalması, kendi ailesini ise sadece gündüzleri ziyaret etmesi bekleniyor.) Öncelikli olarak gelin olarak gelen kadının bir süre evden dışarı çıkmaması bekleniyor. Bu süre zaman içinde kısaldığını günümüzde ise böyle bir beklentinin kalmadığını söyleyebiliriz. 62 yaşındaki görüşmecimiz evlendiğinde ilk 2 ay bahçeye bile çıkmadığını, 47 yaşındaki görüşmecimiz ise 16 gün evde kaldığını, 16. günün sonunda annesini ve babasını görmeye gidebildiğini söyledi. Gelin olan kadından bir süre dışarı çıkmaması, evin dışında kimseye görünmemesi beklenmekle birlikte evin içinde de uzun süre kayınbabasına görünmemesi gerekiyor.

Kayınbabamın köyün ileri gelenlerindendi, ayrı bir odası vardı oturduğu, oraya insanlar gelirdi. Ben kayınbabam camiye gittiğinde girer odasını temizlerdim acele acele, suyunu bile doldururdum ama o gelmeden hemen çıkardım, beni hiç görmezdi. 2–3 ay sonra kaynanama demiş gelsin elimi öpsün diye. O zaman çıktım yanına ama Allah var hiç kafamı kaldırıp bakmadım yüzüne. (Görüşmeci IX,68)

Görüşmelerden çıkardığımız sonuçlar bize kadınların kayınbabalarının yanında olabildiğince az vakit geçirdiklerini, sadece çok elzem durumlarda aynı ortamda bulunduklarını gösteriyor. Bunun yanı sıra aynı şekilde çok genel olan bir uygulama kadınların kayınbabalarının yanında herhangi bir şey yemeyip içmemesi. Konuştuğumuz kadınlardan sadece ikisi kayınbabalarının yanında yemek yediklerini diğer kadınlar asla yemediklerini, kayınbabası yaşayanlar ise hala yemediklerini belirttiler. Kayınbabasının yanında mümkün olduğunca az zaman geçirmeye çalışan, kafalarını kaldırıp yüzüne bakmayan ve yanında asla yemek yemeyen kadınlara bunun sebebini sorduğumuzda aldığımız ortak cevap utanacakları yönünde oldu:

İnsanın eli mi yakışır yemek yemeye kayınbabasının karşısında, şimdikiler yiyorlar gerçi iyi de yapıyorlar, baştan beri yesen alışırsın ama bu saatten sonra zor. Hem bizim zamanımızda çok ayıptı yemek, gerçi o zaman her şey ayıptı (gülüyor) (Görüşmeci X, 44)

Görüştüğümüz kadınlar utandıkları ve ayıp olacağı için kayınbabalarının ve büyük erkeklerin yanında yemek yemediklerini, çocuklarını kucaklarına almadıklarını ve eşlerine seslenmediklerini hatta evlendikten sonra uzun bir süre sessiz konuşmaya dikkat ettiklerini anlattılar. Dahası kendilerinden önceki neslin daha da fazla “utanma” duygusu yaşadığını daha fazla şeyin “ayıp” olduğunu aktardılar:

Bir gün ben, kaynanam, kocam yemek yiyorduk. Kayınbabam ölmüştü o zaman annem geldi biz yemekteyken. Tu diye yüzüme tükürdü “sen nasıl kocanın yanında yemek yersin, ben 60 yıl babanın yanında hiçbir şey yemedim, muma üflemeden soyunmadım bile” dedi. (Görüşmeci III,  67)

Sonuç olarak Peristiany’in Akdeniz toplumunu şekillendirdiğini öne sürdüğü utanç duygusunun görüşme yaptığımız bütün kadınların günlük yaşamını önemli derecede etkilediğini söyleyebiliriz. Zira kadınlara bu davranışların sebebini sorduğumuzda genellikle “utandıklarını” ve belirlenenin dışında davranmanın  “ayıp” olacağını söylediler. Diğer taraftan bu gizlenme durumu kız çocukluktan gelinliğe geçişte yani cinsiyetli bedenlere dönüştüklerinde gözden uzak durmalarının istenmesi, yeterince yaşlandıktan sonra yani menopozla birlikte cinsiyetten arınmış olarak algılandıklarında görünürlüklerinin sorun teşkil etmemesi olarak da yorumlanabilir.

2.3. Evlilik Çeşitleri:

Konuştuğumuz kadınların evlenmeden önce, evlilik töreni sırasında ve evlendikten sonra yaşadıkları bize kadınların ve içinde yaşadıkları toplumun evlilikle kurdukları ilişki hakkında fikir vermektedir, evlilik süreci kadar önemli olan diğer bir olgu ise evlilik biçimleridir. Yazının bu kısmında Karacadağ köyünde görülen çok eşli evlilik biçimleri ve köyde yoğun olarak tercih edilen akraba evliliği tartışılmaya çalışılacaktır. 

2.3.1. Birden fazla kadınla evlenme

Birden fazla kadınla evli olma durumunu Lale Yalçın Heckmann, çok karılı evliliklerin hem cinsel potansiyel hem de kadını her yönden kontrol etme görüntüsü verdiği için “erkek egemen söylemin kendini en fazla abarttığı, süsleyip dışarı sattığı alan” olarak yorumlar. (2010: 255). Yazarın yorumuna katılmakla beraber içeriği sabit kalıp biçimi değişen çok eşli evliliklerin toplumsal sebep ve sonuçlarının incelenmesi, bu evliliklerdeki güç dengelerinin nasıl kurulduğunun tartışılması, kadınların birbirlerine ve kimi zaman erkeklere karşı geliştirdikleri savunma mekanizmalarının anlaşılmaya çalışılması bu çalışma açısından anlamlı olacaktır. Karacadağ köyünde çok yoğun olmamakla birlikte çeşitli çok eşli evlilik biçimleri vardır. Bunlar kumalık, çatal ev, levirate (kadının ölen eşinin kardeşiyle evlenmesi) ve yurt dışına göçle birlikte yeni bir biçim alan çatal ev ya da paralı evlilik olarak sınıflandırılabilir. Böyle bir sınıflandırmanın anlaşılma açısından kolaylık sağlayacağı kesin olmakla beraber çoğu zaman bu evlilik çeşitlerinin iç içe geçmiş olduğu unutulmamalıdır. Örneğin levirate evliliği yapan bir kadının çatal evlilik yapması veya eski eltisine kuma gitmesi mümkündür.

2.3.1.1 Kumalık

Karacadağ köyünde kumalık en yaygın çok eşli evlilik biçimi. Görüşme yaptığımız kadınlardan kuması olanların her ikisi de çocuk doğuramadıkları için eşlerinin ikinci kez evlendiğini aktardılar. Bunun dışında kadınlar erkek çocuk doğuramadığı için eşlerinin başka bir kadınla daha evlendiği ve ağabeyleri öldüğü için onun karısıyla evlendiği kumalık biçimleri de var. Deniz Kandiyoti’nin göçebe toplumlardaki kadınlarla ilgili genelde doğurganlık kapasitelerine göre değerlendirildikleri, eğer çocuk veya erkek çocuk doğuramıyorlarsa hatanın onlarda olduğu düşünüldüğü ve bu durumda kumalığın makul bulunduğu tespiti (1997: 26) Karacadağ köyündeki kadınlar için de büyük oranda geçerli. Kendi evlilik ve eşlerinin ikinci kere evlenme süreçlerini sorduğumuzda görüşmecilerden biri “kusur”un kendisinde olduğunu kocasının 14 yıl bekledikten sonra üzerine kuma getirdiğini, günlerce ağıt yaktığını ama mecbur olduğunu anlattı. Diğer görüşmeci de benzer bir şekilde kocasının 17 sene beklediğini ve kocası yurt dışına çalışmaya gittiğinde kuması olacak kadını kendisinin istemeye gittiğini, kocasına haber bile vermediğini söyledi. Eşleri kuma getiren her iki görüşmeci de köyün toplumsal statüsü yüksek, kalabalık ailelerinden gelmekte,  kuma olarak gelen ikinci kadınlar ise daha küçük ve fakir ailelere mensup. Bu durumun bir tesadüf olmadığını kumalık hakkında görüşlerini aldığımız, bu evliliklere şahit olan köydeki diğer kadınların söylediklerinden anlayabiliriz.

….çocuğu olmuyordu, artık kocasının kuma getireceği belli olmuştu bütün köy konuşuyordu, ağabeyleri çok baskı yaptı adama. … kocası evde yokken kumasını istemeye gitti, aslında köydekiler kendi ağızlarıyla bekar kızlarını teklif ediyorlardı. Kuma gelen kızın ailesi hem çok fakirdi hem de kız daha önce nişanlanıp ayrılmıştı. Bizimki çocuğu olmazsa yani kusur kocasındaysa kolayca gönderirim diye umdu. Ama tabi öyle olmadı kuması arka arkaya 4 tane çocuk doğurdu. (Görüşmeci XI, 62)

Abim 14 sene bekledi evlenmedi, yengem gelin geldiğinde ben küçücüktüm kuması geldiğinde evlenmiştim hatta çocuğum vardı. Abime kız çoktu hem yakışıklıydı hem de durumumuz iyiydi ama yengemi çok severdi. Abimin bu kızla evlenmesini yengem istedi. Kızın annesi çok küçükken ölmüş çok da fakirlerdi zaten, yengem kuması kendi lafından çıkmaz diye düşündü ama çocuklar doğunca işler değişti tabi. (Görüşmeci XII,56)

Sadece iki görüşme sonucunda genel bir yargıya varmak mümkün olmamakla birlikte görüşlerini aldığımız kadınların eşlerinin yapacağı ikinci evlilik hakkında kısmen de olsa irade sahibi olduklarını söyleyebiliriz. Bu karar verme yetkisini onlara veren görünürde kocalarının kendilerini çok sevmeleri olsa da asıl etkenin köyde statü sahibi ailelere mensup olmaları olduğunu söyleyebiliriz. Dahası bu kadınların toplumsal statüsü düşük ailelere mensup, boşanmış, nişanlısından ayrılmış kadınları tercih etmeleri onlar üzerinde otorite kurabilme arzusundan kaynaklanmakta. Bu durumda tıpkı Yalçın Heckmann’ın işaret ettiği gibi kadınlar “babasoylarından gelen ilişki ve sorumluluklarını kendi çıkarlarını korumak için erkeklere karşı ama daha çok birbirlerine karşı kullanmakta” (2010: 255).

 

Karacadağ köyünde diğer çok eşli evlilik biçimleri kumalık kadar yaygın değil ve bizim görüşme yaptığımız kadınlardan kumalık dışında çok eşli evlilik yapan yok. Görüşlerini aldığımız kadınlardan levirate evliliği yapan kadınlarla akraba olanlar onların bu konuda çok hassas olduklarını ve konuşmak istemeyeceğini söylediği için onlarla görüşme yapmadık. Görüştüğümüz kadınlar arasında eşlerinin yurt dışında paralı evlilik veya rızaları dışında çatal evlilik yapmış olduğunu bildiğimiz kadınlar bu konudaki sorularımızı geçiştirerek, kendileri dışındaki insanlar üzerinden anlatmayı tercih ettiler, bu evlilikler bir nevi bütün köyün bildiği birer “sır” olarak devam etmekte. Bu sebeple kumalık dışındaki çok eşli evlilikler hakkında sadece kadınlardan aldığımız Karacadağ Köyü için geçerli olabilecek tanım niteliğindeki bilgiler bu çalışmada yer alabilmektedir.

2.3.1.2 Levirate

Levirate evliliği kadının eşi öldüğünde genç olması durumunda eşinin evli veya bekar kardeşlerinden biriyle evlenmesi olarak gerçeklemekte. Eğer kadın kocası öldüğünde çocuğu yoksa baba evine dönebilirken, çocuğu varsa çocuklarını eşinin ailesine bırakıp dönmek veya eşinin kardeşlerinden biriyle evlenmek arasında tercih yapmak durumunda kalıyor. Çünkü gelin olarak geldiği evde kocasının ölmesiyle birlikte bu sıfat kalkmış oluyor bu durumda bu evdeki konumu belirsizleşen kadın aynı zamanda eltileri için her an üzerine kuma olarak gelebilecek potansiyel bir tehlike olarak algılanıyor ve aile bu “soruna” çözüm bulmak durumda kalıyor. Bu tercih sırasında genellikle kadının fikri alınmıyor, ölen eşin ailesi ve kadının ailesi karar veriyor. Anlatılanlara göre levirate evliliği 1981 yılında köyün gençlerinden birinin ölen ağabeyinin karısıyla evlenmeyi reddetmesinden beri Karacadağ köyünde yapılmamakta.

2.3.1.3 Çatal Evlilik

Çatal evlilik bir erkeğin aynı anda iki evi, iki karısı ve iki ailesi olması anlamına geliyor. Erkek bu evlerin her ikisinin de ekonomik sorumluluğunu taşırken her iki eve de istediği zaman gidebiliyor. Görüşlerini aldığımız kadınlara göre eski usul çatal evlilik genelde zengin erkeklerin kocası ölen kadınları “sahiplenmesi” için başvurulan bir yöntem. Yeni çatal evlilik benzeri evlilikler ise köyün yoğun olarak başta Almanya olmak üzere yurtdışına göç vermesiyle ilişkili olarak yapılıyor. Yurt dışına giden erkek çalışma izni alabilmek için paralı evlilik yapabildiği gibi oranın vatandaşı olan bir kadınla gerçekten de evlenebiliyor. Bu durumda erkek burada yaşayan karısının ve çocuklarının ekonomik sorumluluğunu üstlenirken tatillerde de buradaki evine geliyor. Çalıştığı ülkeye gittiğinde ise oradaki ailesiyle birlikte yaşıyor. Görüşmecilerin anlattıklarına göre erkeğin “yabancı” karısının bu durumdan genelde haberi olmuyor, buradaki karısı bu durumu biliyor ama bütün köyle birlikte bu “sırrı” saklıyor.

3 AKRABA EVLİLİĞİ

3.1. Akraba Evliliğinin Tarihi ve Toplumsal Anlamı

Her ne kadar Türkiye’de akraba evliliğinin burada yaşayan Kürtlerde yoğun olarak görüldüğü gibi bir kanı olsa da bu evlilik çeşidinin her hangi bir din, ırk veya kültürle sınırlandırılabileceği düşüncesi hatalıdır. Germaine Tillion bu konuyu derinlemesine ele aldığı kitabı Harem ve Kuzenler’de akraba evliliğinin tarihi ve yaygınlığıyla ilgili, çalışmanın bu kısmına temel oluşturabilecek önemli bilgiler aktarmaktadır. Yazara göre bu tür evlilikler “eski dünya”nın tamamında yani “Cebelitarık’tan İstanbul’a kadar, Akdeniz’in kuzey ve güney kıyılarında” yaygın olarak görülmektedir. Yazarın işaret ettiği başka bir nokta ise akraba evliliği bu bölgede bu kadar yaygınken, dünyanın geri kalanında yasal akrabalık bağıyla bağlı olanlar arası evliliğin yasaklanmış olmasıdır (2006: 63). Tarihsel olarak dünyanın diğer taraflarında “ensest” olarak kabul edilen evliliğin Akdeniz havzası için ideal evlilik olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Tillion’un aktardığı üzere akraba evliliği ile ilgili unsurlar; tarihin başlangıcından hatta tarih öncesinden beri dışardan evliliğe oranla daha az olmakla beraber var olduğu, her hangi bir ırk, dil, halk veya uygarlıkla değil kesintisiz bir coğrafi bölgeyle ilintili olduğu ve çoğalmacı, yayılmacı bir politikayla ilişkili olduğu olarak özetlenebilir (Tillion, 2006: 87). Yazarın akraba evliliği ile ilgili yaptığı açıklamalar, Akdeniz havzasında akraba evliliği uygulamasının “nasıl” olduğunu açıklamakla birlikte bizi “neden” olduğu sorusunu aramaya yöneltmektedir. Belki de asıl sorulması gereken: bütün geri kalan dünyada farklı hatta zıt bir uygulama varken neden Akdeniz havzasında akraba evliliği bu denli yaygın ve dirençli bir biçimde devam etmektedir? Germaine Tillion bunu başkalarıyla ilişkiye girememe ve soya verilen önemden dolayı “ailenin bütün kızlarını ailenin oğullarına saklama” arzusunun bir sonucu olabileceğini öne sürerken (2006: 101), Nükhet Sirman bu konuyu başka bir boyutta tartışır. Sirman bir üretim/ tüketim ünitesinin kurulması olarak tanımladığı evliliğin aynı zamanda iki aile arasında kurulan karmaşık bir işbirliği/rekabet çelişkisini de içerdiğini bu nedenle evliliğin en önemli gereklerinden birinin ailelerin arasında köylülerin gözünde kabul gören bir eşitlik ilişkisi içermesi olduğunu öne sürer. Ailenin mal varlığından toplumsal saygınlığa birçok değişkene bağlı olan bu eşitlikte asıl amaç “dengi dengine” bir evlilik başlatabilmektir (201: 229). Daniel G. Bates ise aşiret ideolojisinin eşitlikçi olduğunu ve amcakızı evliliğinin akraba grubunu homojen tutmak adına ideal kabul edildiğini belirtir (1974). Yazarların yorumlarına katılmakla ve daha önce belirtildiği üzere Karacadağ köyünde farklı toplumsal statü sahibi aileler olduğu ve bunun evlilik konusunda önemli etkileri olduğunu kabul etmekle beraber farklı şekillerde de bu denkliğin sağlanması mümkün olabileceği için akraba evliliğinin bu kadar yaygın olmasının başka sebepleri de olabileceği unutulmamalıdır. Bunun yanı sıra kandaşlar arasında evlilik yoluyla mal varlığının bölünmesinin önleneceği yönündeki görüşün de Karacadağ’da akraba evliliğinin yaygınlığını ve direncini açıklamakta yeterli olduğunu söylemek güç. Zira bu köyde yaşayan kadınlar çok özel durumlar dışında mirastan pay almamakta, yani kadınların dışardan yapacakları evlilikle bölünecek bir maldan söz etmek mümkün değil.

Karacadağ Köyünde kesin bir sayı olmamakla birlikte görüştüğümüz kadınların yaptığı tahmin köyün %70-80’inin akraba evliliği yapmış olduğu yönünde. Bu arada kadınların akraba evliliğini genel olarak yakın akraba yani kuzen evliliği olarak algıladığını, ikinci üçüncü dereceden akraba olanların ayrıntılı olarak sorduğumuzda akraba olduklarını belirttiklerini söylemekte fayda var. Bunun yanı sıra akraba evliliği yapan çiftlerin sayısı günümüze yaklaştıkça azalmakla beraber hala bu tür evliliklerin arzu edildiğini, ailelerin çocukları için akraba evliliğini veya köyden biriyle evlenmesini dilediğini söyleyebiliriz. Akraba evliliği konusunda yapılan ve bu çalışmada bahsi geçen araştırmaların sonuçları doğru olmakla beraber yaptığımız görüşmeler bu tercihte bahsi geçenlerin yanı sıra başka etkenlerin de rol oynadığı sonucunu vermekte.

3.2.  Akraba Evliliğinin Tercih Edilme Nedenleri  

Akraba evliliği hakkında görüşlerini aldığımız kadınlar her ne kadar kendi evlilikleri hakkında karar verecek bir iradeye sahip olmamış olmasalar da, hem kendilerinin yaptığı yakın akraba evliliğini tanımadık biriyle evlenmeye tercih ettiklerini hem de kendi çocuklarının akrabalarından biriyle evlenmesini dilediklerini belirttiler. Sebepleri değişmekle birlikte kadınların çoğunun akraba evliliğine olumlu yaklaştıklarını söyleyebiliriz. Bu konuda olumsuz görüş bildiren kadınlar ise genel olarak akraba evliliği yapan birinci dereceden tanıdıklarının boşanmasına ve bu süreçte yaşananlara şahit olan kadınlar. Bunun yanı sıra bütün kadınlar geçmişte yapılan akraba evliliğine daha olumlu yaklaşırken şimdi istemelerine rağmen yeni nesle pek “güvenmedikleri” ve boşanmanın olumsuz etkilerinin akrabalık durumunda çok daha yoğun yaşandığını anlattılar. Bundan sonraki kısımda görüşlerini aldığımız kadınların akraba evliliğine dair olumlu düşüncelerini temellendiren sebepler ve akraba evliliğinin en olumsuz tarafı olarak tanımlanan boşanma durumu tartışılmaya çalışılacaktır.

3.2.1. Merlixi, Dilê Xwe bi Keçika min Naşawta, Kirasî Xwe Pê Bişewite (Akrabamın (Tanıdığımın) Kendisi Acımasa Kızıma, Elbisesi Acır)

Akraba evliliğini destekleyen kadınlara bunun sebebini sorduğumuzda hemen hepsi tanıdıkları insanların evinde kızlarının daha rahat edeceğini düşündüklerini belirttiler:

“Bütün çocuklarımı akrabalarla evlendirdim. 2 kızımı da teyzelerine gelin verdim. Teyze dediğin anne sayılır kötülük gelir mi hiç insanın annesinden, işte teyze de aynı öyle. Merlixi, Dilê Xwe bi Keçika min Naşawta, Kirasî Xwe Pê Bişewite (Görüşmeci VII, 62)

“Gelin kaynana mecbur kavga edecek, şart (gülüyor) ama işte akraba olursa insan kusuruna bakmıyor, kıyamıyor ses çıkarmaya. Unutuluyor gidiyor…” (Görüşmeci XIII,55)

Ailelerin birbirleriyle yakın akraba olduğu evliliklerde daha “samimi” ilişkilerin olduğu genel olarak bütün kadınlar tarafından dile getirilse de bu samimiyet kimi zaman gelinin aleyhine işleyen bir düzene dönüşebilmekte. Bu boyutu daha çok kaynanalarıyla fazlasıyla gerilim yaşamış kadınlar ve kaynanası hala hayatta olan genç gelinler dile getirdi.

İnsan yabancıyla kavgasını da eder derdini de söyler ama benim kaynanam teyzem hem kıyamıyorsun hem ayıp olur diye sesini çıkarmıyorsun, ben daha çok annem duyarsa üzülür diye sesimi çıkarmıyorum ama kolay değil… ( Görüşmeci XIV, 26)

Yakın akraba evliliklerinde kurulduğu düşünülen “samimi” ilişkiler iki ailenin ilişkilerini içerse de kadınlar tarafından dile getirilen kısmı daha çok gelin kaynana ilişkisi. Gelin kaynana ilişkisi bir yandan ev işlerinin paylaşılması anlamını taşıdığı için işbirliği içerse de beraberinde rekabeti de getirmektedir. Nükhet Sirman, gelinin bir yandan kaynananın üzerindeki sorumlulukları alırken diğer taraftan yeni bir aile oluşturacağı için çelişkileri de arttırdığını ve kadınların bu süreci en az hasarla atlatmak için üzerinde otorite kurabileceği bir gelin adayını tercih edeceğini öne sürmektedir. (2010: 236). Yakın akraba evliliklerinde gelinlerin “kıyamadıkları” veya “ayıp” olacağını düşündükleri için kaynananın otorite oluşturmasına daha fazla imkan verebileceğini ve bunun da böyle evliliklerin tercih edilmesinde rol oynayabileceği ihtimali kuvvetle muhtemeldir.

Kadınların akraba evliliğini desteklemekteki en önemli sebepleri kızlarının daha rahat edeceğini düşünmeleri olmakla beraber dışarıya kız vermenin olumsuz algısı da böylesi bir tercihte etkili olmakta.

3.2.2 Tirk Fedî Nizanin (Türkler utanmayı bilmez)

Daha önce anlatıldığı üzere Karacadağ köyü etrafında Türk köylerinin bulunduğu bir yerde, Türk nüfusunun çok yoğun olduğu Kulu ilçesine bağlı. Çevrede yaşayan Türklerle yoğun ve kimi zaman mecburi bir etkileşim halinde olmalarına rağmen yakın yıllara kadar hiçbir evlilikle sonuçlanan ilişki geliştirilmemiş, yani yaklaşık olarak son 15–20 yıla kadar hiç kız alınıp verilmemiş. Buradaki en büyük neden hemen hemen bütün kadınların paylaştığı bir görüş olan “Türklerle benzemezlik” olarak görülüyor. Son yıllarda artan evlilikler ise nadiren yakın yerlerdeki Türklerle olmakta daha çok şehre taşınan ailelerin okumuş çocuklarının “kendi buldukları” Türklerle evlenmesi şeklinde gerçekleşmekte. Bu evliliklerdeki en önemli etken şüphesiz ki bahsi geçen neslin Türkçeyi öğrenmiş olması ve Türklerle etkileşim halinde yaşaması. Diğer taraftan Köyün nüfusunun büyük bir çoğunluğu yurt dışında yaşamakta ve bu insanların 2. hatta 3. nesli Türkiye’de yaşayan akrabalarıyla, en azından köyden birileriyle evlenmekte. Türk veya Kürt olmayan bir kadınla evlenen birkaç tane erkek olmakla birlikte böyle bir evlilik yapan kadın yok ama önümüzdeki yaz köyden bir genç kızın Avrupalı bir erkekle evleneceği, görüşme yaptığımız bütün kadınlar tarafından bilinecek kadar önemli bir detay.

Görüşme yaptığımız kadınların Türklerle evlilik ilişkisi kurmaktaki tereddütlerinin bir sebebi dil meselesi:

Ben rüyalarımı Kürtçe görüyorum Türk bi adamla nasıl anlaşayım bir ömür. İnsan Türkçe kavga bile edemez, Türkçesi biter (gülüyor) (Görüşmeci I,48)

Türklerle evlenmeyi tercih etmemelerinin diğer sebebi ise gelenek göreneklerinin farklı olduğunu düşünmeleri. Genel olarak kadınlar Kürt bir kızın Türklerin arasında çok ezileceğini, Türk bir gelinin ise kendi hayatlarına uyum sağlayamayacağını düşünmekte:

'Şimdi olur ama bizim zamanımızda olmazdı, benim gelin olduğum sene yukarı mahalleye Türk bi gelin gelmişti astsubay kızıymış, şalvar giymemiş başını kapatmamış bir de oturmuş kayınbabasıyla yemek yemiş (gülüyor). Boşuna dememişler:Tirk Fedî Nizanin.Şimdi normal ama o zaman bütün köy konuşmuştu, dedikodusunu yapmıştı.' (Görüşmeci XI,62)

Kadınlar başta farklı diller konuşuluyor olmasını ve farklı adetlere sahip olmalarından dolayı Türklerle evlenmeye sıcak bakmamakla beraber çevredeki Kürt köylerinden kız alınıp verilmesine de çok taraftar değiller. Civar köylere kız verilmemesinin en önemli sebebi ise bunun kızın ailesi için küçültücü bir durum olduğunun düşünülmesidir.

3.2.3. Şivan Pezê Xwe Çe Noda Xalke (Çoban iyi koyununu Yabancıya Vermez

Germaine Tillion Akdeniz kuşağında yaşayan insanlar için erkek çocukların yabancı kadınlarla evlenmesinin pek tercih edilmese de kabul edilebilir olduğunu, söz konusu kız çocuk ise bunun aile için utanç kaynağı olduğunu öne sürer. Yazarın tespitinin Karacadağ Köyü için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak sevilen genç kızları akrabalarının kendi oğullarına almak isteyeceğini, bir kızın ancak köyden kimse onunla evlenmek istemezse yani zor durumda kalırsa dışarıdan birisiyle evlenmesinin normal karşılandığını söyleyebiliriz. Yukarıda bahsi geçen yabancıyla evlilik hakkındaki fikirlerin dışarıda okuyan veya çalışan ve dolayısıyla şehirden evlenen insanlar için geçerli olmadığını malum. Yani, son 15–10 yıla kadar dışardan evlenen bir kadının “köyden alan olmadığı” için mecburen böyle bir evlilik yaptığını en azından köy tarafından böyle algılandığını söyleyebiliriz.

“Öyle kız güzeldi çirkindi meselesi değil bu. Ne bileyim işte çok fakir bir aileyse, kızın başından nişan veya düğün geçtiyse ya da nasıl denir hafif safçaysa o kızı köyden kimse almazsa yani, mecbur gider başka yerden evlenirdi. Artık Tatar mı olur, Kulu’lu mu olur Şêxbizin mı olur, başka kurmanc köyü mü olur…” (Görüşmeci X,44)

Sonuç olarak gelin olacak kız için evlilik kocasının evine yerleşip yeni bir aileye ait olmak ve kendi çekirdek ailesini kurmak anlamına gelir ki bunu kadınlar kendi tabirleriyle “baştan beri” bilmekte ve istemektedir.  Ayrıca kızın ailesi için de evlilik yeni bir aileyle ilişki kurmaktan çok kızını bir aileye vermek olarak algılanmaktadır. Her halükarda kızın evden gideceği düşünüldüğünde dışardan biriyle evlenip “yad olacağına” köyden biriyle evlenmesi daha kolay kabul edilebilir olmaktadır. 84 yaşında bir görüşmecinin aktardığı, dışarı gelin edilen kızlar için söylenen çû keçika xwe avête bîrek çalerûn (gitti kızını dipsiz bir kuyuya attı) sözü bu durumun ne kadar vahim algılandığının göstergesi. Kızlarının köyden biriyle evlenmesi kadınlar için iyi bir tercih olarak görülmekle birlikte yakın bir akrabayla evlenmesi yukarıda bahsi geçen sebeplerden dolayı daha da olumlu bulunmakta. Ancak konuştuğumuz bütün kadınlar geçmişte yapılan akraba evliliğini daha çok desteklemelerine ve şimdi kendi çocukları için de böyle dilekleri olmasına rağmen boşanma ihtimali nedeniyle bu konuya çok daha temkinli yaklaşmakta. Çalışmanın bu kısmında Karacadağ’da yaşayan kadınlar için boşanmanın anlamı ve evli tarafların akraba olması durumunda farklılaşan koşullar tartışılmaya çalışılacaktır.

3.3.4. Akraba Evliliklerinde Boşanma

Paul Bohannon boşanma olgusunu iki kişinin arasındaki ilişkinin sona ermesinin ötesinde kanuni, sosyal ve psikolojik bir olay olarak tanımlar. Yazara göre boşanma hukuki sorunlarla ilgili kanuni, çocukların velayetiyle ilgili ebeveynlik, arkadaşlık ve sosyal faaliyetlerde meydana gelen değişikliklerle ilgili sosyal ve yeniden bağımsızlık kazanmakla ilgili psikolojik boyutları olan bir olaydır (Bohannon, 1970). Karacadağ’da yaşayan kadınların Bohannon’un sözünü ettiği boşanma sürecinde ortaya çıkan olgulardan olumsuz anlamda fazlasıyla etkilendiği bir gerçek olmakla beraber ücretli işlerde çalışmayan bu kadınlar için boşanma ekonomik bir yıkıma dönüşebilmektedir. Boşanmanın Karacadağ’da yaşayan kadınlar için bahsi geçen yıkıcı etkileri olmakla beraber bu çalışma çerçevesinde daha çok toplumsal etkileri tartışılmaya çalışılacaktır.

Görüştüğümüz kadınlar tarafından -beklendiği üzere- boşanma çok büyük bir felaket olarak algılanmakta. Kadınlar hiç evlenmemeyi düşünmedikleri gibi boşanmayı da akıllarına getirmediklerini belirttiler. Evliliklerinin sorunlu olduğunu bildiğimiz kadınlar- ki bu sorunlar eşlerinden, kayınbabalarından ve kaynanalarından gördükleri şiddet, eşlerinin kendilerini aldatması, fakirlik ve bazen hepsinin bir arada olması olabiliyor-  bile evlenmekten, aile kurmaktan pişman olmadıklarını belirtirken sadece bir görüşmeci şimdiki zaman olsa evlenmeyeceğini veya boşanacağını söyledi:

Çekmediğim çile kalmadı, ben sana hangisini anlatayım, dayak da gördüm, fakirlik de kocamı da başından beri hiç sevmedim, şimdi anlaşamıyoruz diyorlar, hemen ayrılıyorlar. Keşke bizim zamanımızda da “anlaşamıyoruz” olsaydı kesin boşanırdım kocamdan ( konuşma Kürtçe olmasına rağmen “anlaşamıyoruz” kelimesini Türkçe söylüyor) (Görüşmeci XV,51)

Yapılan görüşmelerde kadınlar açısından boşanma bir yıkım olarak algılandığı, söz konusu olan yakın akraba evliliği olduğunda yıkım algısının çok daha derin olduğu sonucu net bir şekilde ortaya çıkmakta. Yakın akraba evliliği yapan çiftlerin boşanması halinde aileler bütün toplumsal ilişkilerini yeniden düzenlemek durumunda kalıyor. Ayrılan çiftlerin aileleri uzun yıllar birbirleriyle konuşmadıkları gibi aynı ortamlarda bulunmamaya çalışmalarından dolayı günlük yaşam alanları da kısıtlanmış, paylaşılmış oluyor. Hatta akrabalık derecelerine göre tanıdıkların da paylaşıldığını, iki aile arasında gerçek bir kutuplaşmanın ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Oğlumla o zamanki gelinim tam 20 sene önce boşandılar hala birbirimizle konuşmuyoruz. Onlar konuşmuyor yani, gelinin annesi bizim için onlarla konuşan olursa bir daha kapımın eşine gelmesin demiş o gün bu gün bak ne kadar zaman geçti hala… Aynı aile gibiydik ayrımız gayrımız yoktu, çocuklar da evlensin daha iyi olur dedik gerçi oğlum istemedi babası zorla yaptı, sonra da böyle oldu. (Görüşmeci III, 67)

Yakın akraba olan çiftlerin boşanması durumunda gündelik hayatın yeniden düzenlemesi her iki taraf için de zorlu bir süreçken çiftlerin amca çocuğu olması durumunda yeni bir ekonomik düzenleme de gerekli oluyor. Çocuklarını evlendiren iki erkek kardeş genelde ortak tarla veya tarım araçlarına sahip oluyorlar, en azından tarlalarını ortak işletiyorlar. Boşanma durumunda ise bütün bu malların paylaşılması gerekiyor ki bunun her iki aile için de gerçek bir ekonomik buhran yarattığı ortada.

Kadınları kendi deyimleriyle “kendi zamanlarında olmayan, sonradan çıkan” boşanma olgusu ile ilgili iki taraflı düşünceleri olduğunu söyleyebiliriz. Bir yandan boşanmayı felaket olarak algılarken diğer yandan artık eskisi kadar zor olmamasının, köy tarafından kötü karşılanmamasının olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyorlar. Ama her ne koşulda olursa olsun akraba evliliğinde boşanmanın daha kötü sonuçlar doğuracağı konusunda hemfikirler. Bu nedenle bir yandan akraba evliliğini olumlu bulurken ve desteklerken diğer yandan “yeni nesle güvenmedikleri” ve “kardeşin kardeşe küsmemesi” için kendi çocukları söz konusu olduğunda daha temkinli yaklaşıyorlar.

SONUÇ YERİNE

Germaine Tillion’un dikkatimizi çektiği gibi kadınların “akıldan yoksun bir yaratık” olarak algılandığı birçok toplum olmasına rağmen bu aşağılanmanın alacağı biçimi, belirleyen kadının içinde yaşadığı toplumdur. Yazara göre Akdeniz kuşağındaki kadınların aşağılanma biçimi hem çok özgüldür hem de “kendi içinde tutarlı bir sosyal sistemle” birleştiği için çok dayanıklıdır (Tillion, 2006: 43). İç Anadolu’da yaşayan Kürt kadınlar söz konusu olduğunda kadınların aşağılanmasının “özgüllüğü” farklı boyutlar alabilmektedir. Karacadağ köyü örneğinde olduğu gibi aşiret ideolojisinin aşiretler olmadan dahi devam ettiği bir toplumda “klasik ataerki”nin daha derin ve boyutlu olarak hissedilmesi kaçınılmazdır. Dahası klasik ataerkil sistem evlilik yoluyla hem devam ettirilmekte hem de yeniden üretilmektedir.

Karacadağ Köyü özelinde İç Anadolu Kürtlerinde var olan, evlenecek kadın ve erkeğin “denk” olması arzusu ve bu denkliğin babasoyundan gelen sülalelerin statüsü olarak algılanması bir yandan akraba evliliği ile sonuçlanırken diğer yandan bu ataerkil sistemin devamını sağlamaktadır. Bu sistemi dirençli kılan diğer bir nokta ise etrafı Türk nüfusla çevrili olan Kürtlerin “benzemezlik” üzerinden kurdukları yargı nedeniyle içine kapalı ve durağan bir toplum halinde yaşamasıdır. Bu kapalı toplumda kadınların elinde kalan ise “utanmak” “görünmemek” ve babasoyundan gelen iktidarı nadiren erkekler ama daha çok hemcinsleri üzerinde kullanmaktır.

Konuştuğumuz kadınların evlenmeden hemen önce, evlilik sürecinde ve evlendikten sonra yaşadıkları hayat görünmezlik üzerine kurulu. Evlilik sürecinde fiziksel olarak görünmezliklerini utanmaya zihinsel görünmezliklerini ise babalarının verdiği karara “tabi ki” karşı çıkamayacaklarına bağlayan kadınlar bu durumdan şikayetçi olacak kadar geçmişle hesaplaşmasa da değişen koşulların daha görünür ve “utanmaz” kıldığı kadınları yargılamıyor. Geleneksel aşağılama karşısında seslerini çıkaramamış olsalar da konumlarını değiştirecek yeniliklere olumlu yaklaşıyorlar.

“Klasik ataerki”yi, babasoyuna bağlı güç ve hiyerarşiyi devam ettirenin sadece erkekler olduğunu söylemek hatalı olur. Kadınların hem bütün hayatı- kiminle evlenecekleri, başlık parası, üretime ne derece katılacağı, evlendikten sonra yeni ailesindeki konumu- babasoyuna bağlı ilişkilerle şekillenmekte hem de kadınlar kimi zaman bu gücü hemcinslerine karşılık kullanabilmekte. Bu durumun iyi bir örneği konuştuğumuz kadınlardan eşi ikinci defa evlenenlerin hem ikinci kadını seçme hakkının olması hem de bu tercihlerini düşük statülü bir aileden yana kullanmaları olabilir.

Sonuçta kadınlar aşiret ideolojisinin hakim olduğu bu kapalı toplumda babasoyundan gelen ilişkiler dolayımında hayatlar yaşamakta ve kimi zaman bu gücü birbirlerine karşı kullanmaktaysa da, geleneksel aşağılanmanın farkındalar. Kimi zaman kendilerine, kimi zaman başka kadınlara ve erkeklere mal ettikleri bu durumu genelde geçmiş zamanla özdeşleştirmekteler, kendilerinin değilse de kızlarının- gelecek neslin- konumlarını değiştirebilecek sorgulamalara, yeniliklere çok daha açık ve istekliler.

KAYNAKÇA

Abadan-Unat, Nermin(2002). Bitmeyen Göç: Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa. İstanbul: Bilgi Üniversitesi

Alakom, Rohat(2007). İç Anadolu Kürtleri.İstanbul: Evrensel

Altındal, Aytunç(2004). Türkiye’de Kadın. İstanbul: Alfa

Anthias, Floya ve Yuval-Davis, Nira(1992). Racialized Boundaries: Race, Nation, Gender, Colour and Class and the Anti-Racist Struggle. Londra: Routledge

Barret, Michele(1995). Günümüzde Kadına Uygulanan Baskı: Marksist Feminist Çözümlemede Sorunlar. İstanbul: Pencere

Bates, Daniel.G(1974). “Normative and alternative Systems of Marriage amanog the Yörük of Southeastern Turkey”. Anthropolog,cal Quarterly.S.47, s. 270-287

Bohannon, Paul (1970). “The Six Stations of Divorce”. Divorce and After ,Ed: Paul Bohannon, s. 33-62. New York: Anchor

Canoruç, Mustafa Şenay(2005). “Anayasa Hukuku Açısından Başlık Parası Geleneği”. Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, S. 6, s. 233-267.

Çağlayan, Handan(2007). Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar: Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu. İstanbul: İletişim.

Kandiyoti, Deniz(1997). Cariyeler, Bacılar, Yoldaşlar. İstanbul: Metis

Orhonlu, Cengiz (1987). Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskanı. İstanbul: Eren

Peristiany, John George(1966). Honour and Shame: The Values of Mediterranean Society.London: Weidenfeld & Nicolson

Sirman, Nükhet(2010). “Köy Kadınının Aile ve Evlilikte Güçlenme Mücadelesi”,1980’ler Türkiyesi’nde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, Ed: Şirin Tekeli, s. 221–245. İstanbul: İletişim. 

Stirling, Paul(1965). Turkish Village. London: Weidenfeld and Nicolson

Tillion, Germaine(2006). Harem ve Kuzenler. İstanbul: Metis

Üçyıldız, Fatih(1994, 4 Mart). Bir Parça Vatan Maketi: Kulu. Gündem.

http://www.zincirlikuyu.net/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=294 adresinden 03.06.2010 tarihinde edinilmiştir

Yalçın-Heckmann, Lale(2010). “Aşiretli Kadın: Göçer ve Yarı-Göçer Toplumlarda Cinsiyet Rolleri ve Kadın Stratejileri”, 1980’ler Türkiyesi’nde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, Ed: Şirin Tekeli, s. 247–258. İstanbul: İletişim.

Yuval-Davis, Nira(2007). Cinsiyet ve Millet. İsta

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    e-gazete

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV