banner207

Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…

Ayşe Böhürler

 Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…
 Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…
Ödemiş Kaymakçı Lisesi müdürü Ayhan Gökmen’in iki öğrencisi tarafından öldürülmesi üzerine başlatılan soruşturmayı yapan MEB Maarif müfettişi Doğan Ceylan’ın raporu üzerine çok şey yazıldı çizildi. Müfettişin konuya ilişkin verilerini bilmiyorum. Ancak raporunda belirttiği “duygusuz nesil tehlikesini” gerçek ve önemli bulduğumu belirtmek isterim. Diyor ki: “Hayatın gerçeklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı dökerken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.

Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.

Herkesi kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı. Hayatlarında eğlenmekten başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

..... Çocuklar hayattan bihaber. Çocuklar hissetmiyor yaşamı.

Açlığı bilmedikleri için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize.

Bu sorunu devlet derinden hissetmeli.

Bu sorunun çözümü için çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.

Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.

Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek.”

Doğrusu tüm bunlarda çağın ruhu, dünyadaki gelişmeler, bireyin kendisinin bizzat en önemli olarak sunulması, inanç ve değer ve kültür erozyonu gibi faktörlerden bağımsız düşünemeyiz. Şimdiki anne-babaların “ben neslinden gelmesi de işin bir parçasını oluşturuyor. Burada ben kavramının içine “benim çocuklarım” dahil edilince tutkulu ve çocuğuyla bütünleşik yaşayan ebeveyn tablosu karşımıza çıkıyor. İşin diğer boyutunda tamamıyla ilgisiz ya da sadece yediğiyle içtiğiyle ilintili ama karakter eğitimi üzerinde kafa yormayan bir aile tablosu okuldan topluma birçok yerde karşımıza çıkıyor. “Biz kıymetliyiz çocuklarımız çok daha kıymetli” derken durumun abartıldığını hepimiz görüyoruz.

Çocuklarımıza çok kıymet vererek onları hayattan uzaklaştırmak, hayatı onlara bir simülasyon olarak tattırmak çocukları hayata hazırlayabilir mi?

Aile büyüğünün ölümünün “üzülür” diye söylenmediği çocukların üzülmekten korunduğu, her meselenin ört bas edilip saklandığı bir sanal dünyada mukavemet, dayanıklılık, gerçekle yüzleşme, sorun çözme becerisi, kendini duygularını yönetme becerileri gelişebilir mi? Çocukların hayattan kopuk bir dünyaya hapsedildikleri bir gerçek. Gerçek hayat karşılarına sanal dünyada çıkıyor. Hem de en gerçekten kopuk, hissettirmeyen, müsamaha gibi kavramlara yer vermeyen en korkunç, en hasta ruhların tasarımlarıyla karşımıza çıkıyor. Çirkin yaratıklar, korkunç tasarımlı oyuncaklar çizgi filmler ile çocuklarımıza belletilen dünya gerçek hayatı yansıtmıyor. Hayata ilişkin deneyimleri sanal olarak yaşamasına izin verdiğimiz çocukların karakter eğitimi ise nasıl bir gelecek vaat ediyor bilmiyoruz. Bazen çocukların kavanozda büyütüldüğü duygusuna kapılıyorum. Bazen de aşırı bir yüklemeyle onları bir proje çocuk haline getirdiğimizi düşünüyorum.

Bir de ortada tüm bunların dışında doğdukları andan itibaren en zor koşullar ile mücadele ede ede bugünlere gelmiş çocuklar var. Hayat rallisinde ayakta kalmayı başarmışlar. Onlar için hiçbir şey suni değil her şey gerçek hem de en acımasızından. Yaşadıkları zorluklarla karakterleri sertleşmiş çocuklar. Hayatın acılarından korunarak yetişmiş çocuklar ile hayatın çilesini çekerek büyümüş çocuklar toplumda ne kadar yan yana ya da uyumlu olabilirler ki? İlla ki karşılaşacaklar ve illa ki çatışacaklar. Toplumsal çatışma ve kutuplaşmalara bu açıdan da bakmak gerektiğine inanıyorum.


Okul müdürünü öldüren çocuklar teslim olmuşlar. Uyuşturucu aldıkları ortaya çıkmış. Yaşları daha çok küçük. Muhtemelen ıslahevindeler. Yıllar önce (2001’de) böyle bir ıslahevinde bir çekim yaparken kendilerinden küçük bir çocuğu öldürmüş iki çocuk tanımıştım. Belli ki onlar için her şey bir deneyden ibaretti. Tam da yazıda bahsedildiği gibi gerçek bir duygu hissetmiyorlardı… Orada çeşitli suçlardan içeri giren çocuklar da vardı. Islahevi müdürünün sözlerini hiç unutmam! “Ayşe Hanım ayrı odalarda kalsalar da ortak alanlarda bir araya geliyorlar. Ve birbirlerinden suç çeşitlerini öğreniyorlar, uzmanlaşıyorlar..” demişti. Oradan çıkan çocuklar belli ki suç çetelerini yetişmiş elemanı haline geliyor...

Bu tür olaylara bakarken bir de suçlu çocukların geleceğine de bakmak gerekiyor.

Son not olarak da eğitimi şekillendirirken sadece okullar değil ailelere yönelik geliştirici çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyorum. Aileyi geliştirmeden okullardaki eğitimi şekillendirmek çok zor. Veliler hep kendi gözleriyle eğitim sorunlarını anlatıyor. Bir de öğretmenlerin gözüyle aileleri dinlesek nelerle karşılaşırız acaba?
Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2018, 09:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner141

banner140

banner238

banner203

sikiş izle sex hikaye bedava sikiş beylikdüzü escort ataşehir escort pendik escort mecidiyeköy escort bakırköy escort