banner151

bayan escort bursa escort escort gaziantep porno istanbul escort escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort porno escort bayan

banner200

banner141

banner161

banner203

banner204

istanbul escort bayan escort

banner207
18 Ekim 2018 Perşembe

İNSANIN KADERİ SEÇMEKTİR!

Ruhu’l Kudüs ve er-Ruhu’l Emin

26 Ocak 2018, 10:43
Ruhu’l Kudüs ve er-Ruhu’l Emin
Bekir SAĞLAMER
 Ruhu’l Kudüs ve er-Ruhu’l Emin

Kur’an’da Cebrail, vahiy meleği, için kullanıldığı iddia edilen bu iki tamlamanın aslında çok farklı anlamlar da ihtiva ettiğini belirtmek isteriz. İki tamlamanın da ortak noktası olan “Ruh” ifadesi, yer edindiği birçok ayette Allah’a atfen anlam bulmuştur. O ayetleri arz etmeden önce “Ruhu’l Kudüs” ve “er-Ruhu’l Emin” tamlamalarının kısa bir tahlilini sunmakta yarar görüyoruz. Çünkü bir nevi sıfat konumunda olan bu iki kullanımın gramer yapıları incelendiğinde nihai amacımızın daha kolay anlaşılacağını ümid ediyoruz.

Ruhu’l Kudüs ifadesinin tahlili: Bilindiği üzere “Ruh” sözcüğünün “can” anlamında asli bir tanımı var ki o da bedeni ayakta tutan, canlandıran cevher demektir. Can, bir şeyde gizli olan şey olup ‘cenin’ ifadesinin türediği yapıdan gelir. Malumdur ki anne karnında daha üç aylıkken korunan bebeğe de cenin denilmiştir.

Yani, bu bebek veya hayat sahasına düşen bu varlık, anne karnında gizli bir şekilde, dışarıya kapalı bir alanda, ilahi irade ile korunmuş oluyor. Dolayısıyla cenin, anne karnında gizlenmiş varlık demek olup bu olgunun can kelimesiyle yakından bir ilişkisi vardır. Can da ifade edildiği üzere bedeni ayakta tutan, canlı kılan, tabiri caizse bedende gizlenmiş güç demektir. Bu güce de ruh diyoruz. Ruhun mahiyeti hakkında birçok farklı izah da yok değildir. Kimisi ruhun bedenle birlikte yaratıldığını ifade ederken, kimisi de ruhun bedenden çok daha önce var olduğunu iddia etmiştir.

Biz, işin bu tarafına değinmeden, özetle ruh kavramını tanımlamakla yetinmeyi daha doğru bulduk. Çünkü ruh ve beden ilişkisi hakkında bilgi de başka bir makalenin konusudur. “Kudüs” kelimesi de türediği sözcük itibariyle iki anlama gelebileceğini söylemek mümkündür. a) Bu sözcük, temizlik anlamında kullanılan “kuds” kökünden geldiği varsayılacak olursa o zaman “kudüs” kavramı da “temiz” anlamına geliyor demektir. Hatta “mukaddes” ifadesi de bu yapı üzerinde bina olup kutsal, saf, katıksız anlamındadır. b) Bilindiği üzere Allah’ın sıfatlarından bir sıfat var ki o da “kuddüs”tür.

Bu sıfat, her türlü kirlilikten uzak, tertemiz demektir.(Haşr 23; Cuma 1). İslam’ı hak din diye tayin eden Allah, bu dinin de her türlü hurafe ve batıldan uzak olduğunu birçok ayet ile bize duyurmuştur. “Kudüs” kavramının bu iki tanımlaması dikkate alındığında “Ruhu’l Kudüs” tamlamasının, sıfat tamlaması “Temiz Ruh” veya isim tamlaması(Muzaf, muzafun ileyh) “Tertemiz olanın(Allah’ın) ruhu” gibi iki anlam içerdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İlk etapta bize çok saçma iki anlam imiş gibi gelebilir. Lakin Ruh ifadesinin Allah’a atfen kullanıldığı ayetler incelendiğinde aslında çok yerinde iki kullanım olduğunu daha net idrak etmiş olacağız. Şimdi de Ruh ifadesinin Kur’an’daki birkaç kullanımını sunmak isteriz. -Hayat verme, ilahi vahiyle/bilgiyle donatma, güzel vasıflar verme, üstün yetenekler bahşetme... anlamında: Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi.

Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!(Secde 9) Hani bir zamanlar Rabbin meleklere demişti ki: "Bakın, Ben süzme, kurumuş, ses veren bir balçıktan; özgün bir biçim almaya elverişli, tabiatı değiştirilmiş, koyu ve yoğun bir çamurdan fiziki olarak görünen ölümlü bir varlık yaratacağım! İzleyin; ne zaman ki onu şekillendirir de kendisine ruhumdan üflersem, derhal yere kapanıp onun (hizmetine) amade olun!"(Hicr 28, 29) İmran'ın kızı Meryem'i de Allah örnek verir. Ki o, kendi ırzını korumuştu. Böylece biz ona ruhumuzdan üfledik. O da rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.(Tahrim 12) -Vahiyle desteklemek, bilgiyle ayakta tutmak, anlamında: Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Elçisine düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. Allah onların kalplerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır.

İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)dir. Muhakkak ki başarıya ulaşacak olanlar, Allah’ın hizbidir.(Mücadele 22) -Meleklerle beraber vahyin inmesi anlamında: Melekler ve Ruh, o gece Rab'lerinin izniyle her iş için iner de iner.(Kadr 4) Allah, kendi emri olan o ruhu, meleklerle, kullarından seçtiği kişiye indirir ve der ki “İnsanları uyarın; Benden başka ilah yoktur; hepiniz Benden çekinerek kendinizi koruyun.” -Çocuk bahşetme anlamında: Namusunu korumuş olan kadının; Meryem’in içine de ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu bütün çağdaşlarına bir belge yapmıştık.(Enbiya 91) İlgili ayetlerde geçen “Ruh” terimleri, görüldüğü gibi Allah’a atfolunmuş anlamlar içermektedir.

Dolayısıyla ruh kavramının bir benzer kullanımında olan “Ruhu’l Kudüs” tamlamasına da “Tertemiz vahiy” ya da “Allah’ın vahyi” şeklinde iki anlam yüklemek, Kur’an ruhuna aykırılık arz etmeyip, aksine “Cebrail” diye konumlandırılan anlamdan çok daha mantıklı olduğunu da itiraf etmek durumundayız. Sonuç olarak “Ruhu’l Kudüs” ifadesinin yer aldığı Nahl suresi 102. Ayete gelecek olursak, var olan birçok mealde bu ifadenin ne yazık ki “Cebrail” diye çevrilmesi, akla ziyandır. Bize göre ayetin orijinaline en yakın ve mantıklı meali şu şekildedir: De ki: “Allah, onu(vahyi) inanıp güvenenleri sağlamlaştırıp doğru yolu göstersin ve teslim olanlara bir müjde olsun diye hak ile indirdi. (Nahl 102) Bu ayette neden “Ruhu’l Kudüs” ifadesine “vahiy” anlamı verdiğimizin bir başka gerekçesi de ayetin siyak-sibak(ayetin öncesindeki ve sonrasındaki ayet) ilişkisinden doğan tutarlılıktır. Çünkü Nahl 101 ve 103. Ayette mevzu bahis Kur’an olduğu halde 102. Ayette Cebrail’e vahiy indirtmenin hiçbir izahı olamaz.

Nitekim Allah, “vahyi sadece Biz indiririz” buyurur.(Hicr 9). Maalesef ki maalesef birileri, bu ayeti de adeta tahrifata uğratarak şu sözleri kullanmaktan asla haya etmemişlerdir: “Bu ayette Allah, zikri Biz indiririz derken “Biz” ifadesinin içerisinde vahiy meleği olan “Cebrail” de vardır. O yüzden Nahl 102. Ayette Cebrail’in vahiy indirmesi anlayışı, bu ayete aykırı olmadığı için “ Ruhu’l Kudüs” ile zikredilen de Vahiy(Kur’an) değil, Cebrail’dir.” Bu açıklama karşısında aklımız, mantığımız devre dışı olup, susmaktan başka bir alternatif göremiyoruz. Çünkü Allah’ın, Kur’an’da kendisinden bahsetmesi, hiçbir zaman “Ben” zamiri ile olmayıp, belki de insanlardaki “benlik” egosuna iyi bir örnek ve ders amaçlı sürekli “Biz” diye kendisinden bahseder. Bu bir nezaket ve naifliktir. Akıl sahiplerinin, Allah’ın bu üslubundan da çıkaracağı çok güzel dersler vardır. Bir başka itiraz da Allah’ın, vasıtasız olarak vahyi indiremeyeceğidir. Halbuki birçok kez Allah, melek diye tabir edilen varlıklar olmadan da Resulleri ile diyalog içerisinde olmuştur. Bunun en güzel örneklerinden birisi de Hz. Musa ile olan konuşmasıdır.(Kasas 29-35; Taha 11-48; Neml 7-12) Peki, bu konuşma bizim birbirimizle olan konuşma gibi mi olmuş? Hayır tabi ki.

Eğer bu şekilde düşünürsek o zaman mücessime ve müşebbihelerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Çünkü bu iki akımdan birisi Allah’ı cisimleştirirken diğeri de yaratılan varlıklara benzetir. O yüzden bu diyalog şeklinin tam net bir şekilde ne tür bir vasıta ile vuku bulduğunu bilmemekle beraber, kalbe vahyin inmesi şeklinde de düşündüğümüzü belirtmek isteriz. er-Ruhu’l Emin ifadesinin tahlili: Bu hususta da ilginç iddialar vardır. En meşhur iddia da yine aynı şekilde bu ifadeden anlatılanın “Cebrail” olduğudur. Yukarıdaki bazı açıklamalar sebebiyle burada çok derin bir anlatıma girmeden kısaca bu tamlamanın ne anlama geldiğini izah ederek konuyu bitirmiş olacağız. “er-Ruhu’l Emin” ifadesine birçok farklı gerekçelerle yanlış anlamlar yüklenildiğini biliyoruz. İfadeye “Cebrail” anlamı verilirse vahyi indirenin Cebrail olduğu iddia edilmiş olunacak ki bu iddia, Hicr Suresi 9. Ayetle birebir çelişir.

Çünkü “zikri ancak Biz indiririz” buyurur Allah. Aynı şekilde bu ifadenin yer aldığı Şuara 193. Ayette eğer kastedilen Cebrail ise o halde bu ayet, bir önceki ayetle de çelişmiş olacak. Çünkü 192. Ayette “O(Kur’an) alemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir” beyanı gereği vahyin Allah dışında hiçbir varlık tarafından indirilemeyeceğini de anlamış oluyoruz. Hatta 192. Ayette Kur’an’ın, Allah tarafından indirildiği ifade edilmiş ve 194. Ayette de Resul’un kalbine indirildiği açıkça vurgulandığı halde burada yine “Cebrail”i vasıta kılmak çok yersiz ve ayetler arası anlam bütünlüğüne de aykırıdır. Dikkat edilirse ayette “Ruhu’l Emin” değil, “er-Ruhu’l Emin” tamlaması yer almaktadır. Bu tamlamaya “Cebrail” diye anlam verenlerin içine düştükleri bu hata, yabana atılamaz derecede mühimdir. Arapça’da. nekre olan bir kelimenin başına “ال“ (Elif-Lam) takısı getirildiğinde o kelime marife yapılır. Yani, herkes tarafından bilinmeyen bir durumu bilinir kalıba sokmak için bu takı, kelimenin başına getirilerek işlem yapılmış oluyor.

Bir örnekle açıklamak gerekirse, “ل ج ُر)“ َreculün), Arapça’da “adam” anlamındadır. Ancak ‘Hangi adam?’ diye sorulduğunda ‘herhangi bir adam’ diye cevap alırız. Çünkü özellikle hangi adam olduğu bilgisi yok. Ancak bu kelimenin başına “ال)“Elif-Lam) takısı getirdiğimizde َر ُج ُل ” ,kelime ال)“er-Reculü) şekline dönüşerek “belirli bir adam, bahse konu olan tanıdık bir adam” olarak anlam bulmuş olacaktır. Şuara 193. Ayette de bu gramer benzerliğinde bir kullanım söz konusudur. Kur’an, herkes tarafından bilinen bir kitaptı. Ancak Cebrail öyle değil. Hatta şuan “ben Cebrail’i biliyorum, onunla tanıştım” diyenlerimiz varsa da onlara sadece geçmiş olsun demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Hasılı kelam, ayette konu olan “erRuhu’l Kudüs” tamlaması, herkesin bildiği Kur’an(vahiy) anlamında olup bu tamlamaya hala “Cebrail” anlamını verenlerin, zikrettiğimiz bütün bu gerekçeleri tekrardan gözden geçirmesi gerekir. Ön yargıları veya kalıplamış bilgileri bir anda ortadan kaldırmak çok zordur.

Bize düşen de Kur’an ruhuna bağlı bir hayat içerisinde olmaktır. Birilerini eleştirirken aynı doğrultuda özeleştiride bulunmalı, kapalı kutulara hapsolmuş bir şekilde gerçeklere de kulak tıkamamalıyız. Ne olursa olsun, gayemiz, Allah için yaşamak olsun. Kur’an ile yaşayacaksak Kur’an’ca yaşamalıyız. Şu şöyle dedi, bu böyle dedi diye değil; Allah böyle murad etmiş diyerek kendimizi İslam’a vakfetmeliyiz. Toplum olarak içinde bulunduğumuz acı tabloyu, ifadeye arz ettiğimiz konu vvesilesiyle özetlemek istiyorum.

Bizler, ötekileştirmeden vahye sadık kalmayı bir türlü beceremez olduk. Bizler, ‘şucu’, ‘bucu’ları yerin dibine sokarken kendimizi de bataklıktan bir türlü çıkaramaz olduk. Dinime küfreden Müslüman olsa gerek anlayışından hareketle küfrü, hakareti, ahlaksızlığı hep karşıdakine layık gördük de içinde bulunmuş olduğumuz pisliği bir türlü savamaz olduk. Özetle anlatalım dedik de ancak birikmiş o kadar çok şey var ki sinelerde, hepsini de Allah’a arz ediyoruz. Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım. (Bakara 67

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    e-gazete
    • Haber Sistemi DEMO v5 - 08 Ekim 2011Manşeti
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV