23 Ağustos 2014 Cumartesi

PEYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK

29 Nisan 2012, 18:28
PEYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK
PEYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK
İslamı doğru anlamanın en önemli etkenlerinden biri peygamberi doğru anlamaktır.peygamberi kabullenmek, sevmek, örnek almak için onu yeterince ve doğru bir biçimdetanımak şarttır. Doğru bir peygamber algısına sahip olmadan peygamberin rehberleiğinden yararalanmak mümkün değildir.
 Hz. Peygamber hakkında İslam tarihinin ilk dönemlerinden itibaren sayısız eserler yazıldı. Hatta yeryüzünde hayatı Resulullah kadar kayıt altına alınan ve yazılan bir lider yoktur.  Hz. Muhammed (s.a.v) liderder olarak örnek alınabilecek bütün vasıflara sahiptir. Resulullah’ın hayatı  bir bütün olarak; çeşitli yönleri ile tam olarak bilinmektedir. Hz. Peygamberi anlamak için onun hayatını çok iyi incelemek gerekir. Resulullah’ın hayatını üç safhada ele almak mümkün; Bunları peygamberlik öncesi dönem, nübüvvetin verildiği Mekke dönemi ve  Medine dönemi olarak gösterebilriz.
 Resulullah’ı rol model olarak gözlemlediğimiz Medine döneminde Kur’an’da yer almayan mucizelere pek rastlamıyoruz. Ama hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz nübüvvet öncesi dönemdeyse sanki bir boşluğu doldurma çabasıyla Peygambere çeşitli mucizeler atfedildiği görülmektedir. Bu tavırla sanki Peygamberin konumu güçlendirilmeye çalışılıyor. Oysa  bilmemiz gerekir ki yüce Allah, onu mucizelerin en büyüğü ve mükemmeli olan Kur’anı Kerim’le desteklemiştir. Onun içindir ki Allah Resullünü anlamak öncelikle Kur’anı anlamaktır. Kur’an-ı kerim peygamberi bizim için en güzel örnek olarak tanıtmaktadır. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah‘ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır” (Ahzab,. 21 ).
Kur an’a baktığımızda Hz. Muhammed de diğer peygamberler gibi bir kul ve elçi olarak tanımlanmaktadır. Kehf süresi 110 ‘da Yüce Allah şöyle buyuruyor: “De ki: Ben de sizin gibi ancak bir insanım (ne var ki) bana sizin ilahınız ancak tek bir ilah’tır diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın”. Hz. Muhammed’in gerçekleştirdiği ve her anlamda örneklik teşkil eden başarısının temelinde Allah’ın onu insanların içinden, insanlar için seçilmiş en güzel model olarak seçmiş olması gelmektedir. O hem bir beşer hemde Allah2tan vahiy alan biri olarak örnek bir yaşantıya sahip olmuştur. Dolayısyla Allah Resulü’nün insan olduğunu bilmek aynı zamanda da Allah tarafından seçilmiş bir peygamber olduğunu da unutmamak lazım.
Yüce Allah Kur’an-ı kerimde peygamberin şahsından ziyade mesajına dikkat çekmiştir. Vahyin alıcısı ve aktarıcısı olan peygamberin sözleri, eylemleri, yaşantısı, örnekliği dinin kontrol edilmesini sağlamaktadır. Allah resulünü örnek alırken,  onu kendi çağımıza taşırken bize düşen, onu sadece taklit etmek olmamalı, yaptıklarını bu günün şartları içerisinde yeni bir ruhla anlamak aynı hedefleri gerçekleştirmek ve aynı ilkeleri korumak için yeniden yorumlamaktır. Sünneti yaşamak Hz. Peygamberi çağa taşımak, onun gözettiği ilkeleri gözetmek suretiyle onu örnek almaktır.
Yüce Allah Kur’an-ı kerimin pek çok yerinde bir düşüncenin, bir inancın herhangi bir delile dayanmadan, bilinçsizce ve körü körüne taklit edilmesini tenkit etmiştir. İsra Suresi 36. ayette Şöyle buyurulmuştur: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz, kalp bunlar hepsi ondan sorumludur.”(İsra, 36). Resulullah sahabenin kendisinden işittiklerini  başkalarına tebliğ etmelerini emrederken, anlayarak ve kavrayarak tebliğ etmelerini emretmiştir. Zeyd b. Sabit’in rivayetine göre Hz. Peygamber : “ Benim sözlerimi işitip de ezberleyip anladıktan sonra başkalarına aynen tebliğ edenlerin Allah yüzünü ağartsın. Nice anlayış sahipleri vardır ki anlayış gücüne sahip değillerdir. Nice anlayış sahipleri de bunu kendilerinden daha güçlü anlayış sahiplerine aktarırlar” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace) buyurmuştur.
Anlamaya, kvarmaya bu kadar önem veren Hz. Peygamber ashab ile ilişkisinde kendisini bilinçsizce taklit edenleri uyarmıştır. Bir keresinde namaz kılarken ayakkabılarını (na’l) çıkarıp sol tarafına bırakmıştı, bunu gören sahabeler de aynısını yaparak ayakkabılarını çıkarmışlardı, namaz bitince Hz. Peygamber; niçin ayakkabılarınızı çıkardınız? Diye sormuştu. Onlar da: sizin ayakkabılarınızı çıkardığınız gördük de onun için çıkardık, demişlerdi. Hz. Peygamber; Cebrail (a.s) onlarda pislik olduğunu bana bildirdiği için onları çıkardım, şeklinde bir açıklama yaparak bilinçsizce yapılan taklidi davranışlardan sakındırmıştı.” (Ebu Davud, Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned).
 Elbette ashab peygamberi bilinçsizce taklit etmezdi. Aksine dinamik, canlı, sorgulayarak peygamberin mesajını anlamaya çalışan ashabın sayısı az değildi. Bunların başında Hz. Aişe,  Hz. Ali, Hz. Ömer, Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Mesud geliyordu.
Ashabtan bazı şahıslar da peygamberi örnek alma yönünde akıl, tefekkür yerine sevgi ve muhabbet boyutunu ön plana çıkarmışlardı. Bu görüşü benimseyenlerin başında Abdullah b. Ömer, Abdullah bin Amr b. As, Ebu Hureyre ve Ebu Zer gibi sahabeler gelmekteydi.
 Bunlardan birinci gurup sahabe nassın altında yatan niyeti, maslahatı tespit edip HZ. Peygamber hangi maksatla söylemiş ve yapmışsa o maksatla yapmayı önceleyen bakış açısına sahip idiler. İkinci grup sahabe de nassın zahirine tutunan hadisi lâfzî, sünneti de şeklî anlamda anlayan, yorumlayan bir bakış açısına sahip idiler.
 Elbette bu iki bakış açısı İslam düşünce tarihi boyunca devam ede gelmiştir. Gazâlî Peygamberi örnek almakla ona benzemeyi birbirinden ayırmış, asıl olanın ona itaat etmek olduğunu, şeklen ona benzemek olmadığını ifade etmiştir. Görüldüğü gibi asıl anlamamız gereken şey peygambere tabi olmanın ne demek olduğunu bilmektir. Ona tabi olmakla onu taklit etmeyi, onu örnek almakla ona benzemeyi birbirine karıştırmamak gerekir. İbn Teymiyye de; Hz. Peygamberin sünnetine uymayı, onun her yaptığını yapmak şeklinde değil de amaçladıklarını yapmak şeklinde anladığını belirtir.
  Hz.Peygamber ölüm döşeğinde iken “ Hıristiyanların Hz.İsa’yı ilahlaştırdığı gibi beni ilahlaştırmayın, bana Allah’ın kulu ve elçisi deyin” demek suretiyle ilahlaştırılmaktan korkmuştur. Biz Müslümanlar Yahudi ve Hıristiyanların aksine peygamberimizi ne Allah’a ortak koşacak şekilde yüceltmeli ne de sıradan bir beşer seviyesine indirgemeye gitmemeliyiz. Onun için peygamberi doğru anlamak ve sahih bir peygamber algısına sahip olmak önem arz etmektedir. Aksi takdirde peygamberi örnek alma ve onun rehberliğinden yararlanma imkânı ortadan kalkacaktır.
 Peygamberi doğru anlamak ve onun gibi yaşamak temennisiyle...
 

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • fatma meral(g.antep) 2 yıl önce yorumlandı

      bizleri aydınlattıgınız ve bilgilerinizi bizimle paylastıgınız için allah razi olsun

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    e-gazete

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV